Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladığı günden beri Beyaz Adam mutsuz, huzursuz ve gürültü çıkarıyor. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’yla asırlık bir politik çıkış yapılıyor, fesih gündeme geliyor. Yaşamını yitiren gençlerin acısını anlamamakta ve ailelerinin sınıfsal pozisyonlarına göz kapamakta mahir olan ama söz konusu duyguların tüketim malzemesi haline getirilmesiyse utanmadan “şehit” hassasiyetinde Nirvana’ya ulaşıp Kürde karşı ırkçılığın sınırlarında dolaşan, Kürde dair her şeye üstenci yaklaşan Beyaz Adam mutsuz oluyor.

Silahlar yakılıyor, Beyaz Adam tutarlılık adına olsa bile mutlu olması gerekirken huzursuz oluyor.

Çağdaşlık timsali olarak kendisini temsil ettiriyor. Ama sorunların silah yerine diyalogla çözülmesine dair iradeye burun kıvırarak çağın dışına çıkıyor. Çağın dışına çıkmayı, Kürdü eşit görmeye yeğliyor.

TBMM’yi saltanata karşı kutsuyor ama TBMM’nin bir halkın temsilcisiyle görüşmesine karşı alarmlar çalıyor, kıyameti koparmaya çalışıyor.

Mustafa Kemal’i ikonikleştiriyor. Ama Mustafa Kemal’in İzmir konuşmasında, Amasya Tamimi’nde, 1921 Anayasası’ndaki rolüne kayıtsız kalıyor, görmezden geliyor. Yani Mustafa Kemal’le ilişkisini bile sahtekarca kuruyor.

Siyasi tercihlerinde yirmi yıldır kaybediyor. Ama hala en doğru siyasi analiz ve tercihleri kendisinin yaptığı iddiasından asla vazgeçmiyor. Üstelik Kürde, demokrata, kadınlara, gençlere bu tercihi dayatma hususunda asla üstünlükçü tarzından vazgeçmiyor.

Meclis’te rekor olan 468 oyla “kimse ölmesin” yasası çıkıyor. Teoride yaşamı idealize eden hümanizmin savunucusu Beyaz Adam, karalar bağlıyor; hayır’ı örgütleyerek savaş tamtamlarını eline alıyor.

“İnsanlar ölsün diye” ona kadar neden keşfedenlere bakıncayaşamı önceleyen herkes dehşete düşüyor.

Hakikaten bu Beyaz Adam kimdir ve ne istiyor!

Arife geçmeden tarif edelim: Beyaz Adam, hakikatin pusulası değil; yanılsamanın ortalama vasatıdır.  Beyaz Adamın tüm bu pratikleri bir çelişki değildir. Beyaz Adam tam olarak budur!

Beyaz Adam’ın mutsuzluğunun çeşitli motivasyonları var. Bu motivasyonların oluşmasında herkesin sorumluluğu ve hatası var. Çünkü Beyaz Adam, kendiliğinden Beyaz Adam olmuyor. Bir kabulle Beyaz Adam olabiliyor -Hegel’in köle-efendi ilişkisi bunu iyi açıklıyor- Bu kabulü sağlayan siyasi, sosyolojik, iktisadi ve psikolojik zeminlerle kendisini üstte, bilen, imtiyazlı, yol gösterici görme cürettine erişebiliyor.

Beyaz Adam patolojiktir. Olayların gelişimine etkisi yoktur. Buna etki edecek gücü de yoktur. Ama hep istikamet çizmek ister. İstikamet çizme konforu ve imtiyazından düşürülmesi onu dehşete düşürür. Çoğu zaman gülünç duruma düşer ama evet, Beyaz Adam’ın realize olmaya ihtiyacı vardır. 

Barışı kavramaya, kendi gerçeklerinin dışına çıkmaya, empati yapmayı öğrenmeye ihtiyacı vardır. Bunlar, Beyaz Adam’dan beklenti içinde olmak değil; Beyaz Adam’a dair durumları tespit etmeye dair çabalardır.

Beyaz Adam, barışa sözel ve özsel kösteklik yapmaya dünden razıdır. Çünkü Beyaz Adam, barış olunca nüfusun koca bir kısmıyla eşit sayılma korkusu yaşar. Eşitlik, imtiyazın ortadan kalkmasıdır -ki Beyaz Adam bu korkuyla yaşamayı bilemediği gibi bu korkuyu yenerek eşit olmayı da beceremez.

Beyaz Adam’ın eşit düzlemde iş çözme, bir şeyleri becerme yetisi yoktur. Çünkü Beyaz Adam 1925’ten beri ayrıcalıklı bir rejimin yurttaşıdır ve asla yanı başındakinin de eşit yurttaş olmasını istememiştir. 

Bu sebeple, Beyaz Adam için Kürtler bir oy zarfı, anti-Erdoğan’a basılmış bir pusula mührü kadardır. Kürt, seçiliyorsa değil; seçtiriyorsa makbuldür!

Dolayısıyla Beyaz Adam sadece Erdoğan’ın seçilmesine değil, aynı zamanda ve daha çok Kürde, barışa ve demokratik çözüme karşıdır; ama soslar, makyajlar vardır ve bunu anti-Erdoğansız ifade edemez.

Dinle Beyaz Adam,

Senin devrin bitiyor. Sen artık tarihin öznesi değilsin. Senin politik bir entite olma şansın vardır. Ama bu şans için senin “sen” olmaman gerekir.

Dinle Beyaz Adam,

Senin hala kolektif bir politik özne olarak görmediğin Kürtler, Ortadoğu’nun yeniden yapılanmasında hem güçlü bir aktör hem de referans bir ideolojik-politik çerçevenin üreticisidir. Sen kabullenmesen de bu, böyledir!

Dinle Beyaz Adam,

Kürtler, yüz yıl önce senin kendine “çağdaş” dediğin, bugün oldukça arkaik kaldığın gerçeklikte ekoloji, cinsiyet özgürlüğü ve eşitliği perspektifiyle sadece Kürde değil dünyanın birçok bölgesine ve halkına referans olabiliyor. Artık referans değilsin. Üstelik etnisist ve erkek olarak düşünce-duygu-hissetmenle bile arkaiksin.

Dinle Beyaz Adam,

Kürdün aklı, senin verdiğin kadar değil; senin aklının yetmediği kadardır. Çünkü Kürt, dünyayı biliyor, kritize ediyor, çözümler üretiyor. Statükoyu korumaya değil, al aşağı etmeye çabalıyor, asabiyesini koruyor.

Dinle Beyaz Adam,

Kürtler hala ve inatla kendisi için istediğini bir başkası için istemeye devam ediyor.

Dinle Beyaz Adam,

Sen hala Comte’un tarihte kalmış pozitivist felsefesinde kalırken ve orada gezinirken, Kürt Spinoza’yla düşünüyor, Marx’la eyliyor.

Dinle Beyaz Adam,

Senin “hukuk” diye feveran ettiğin şeyin Kürt için “eşitsizliğin mührü” olduğu gerçekliği önümüzde duruyor ve Kürt gerçekten başkasına üstün olmak değil, eşit olmak için devrimci-demokratik bir mücadele ediyor.

Dinle Beyaz Adam,

Senin “hukuk” diyerek örgütlemeye çalıştığın yer, Kürdün eşit olmadığı yerdir. Kürt bunu biliyor ve eşit bir hukuk istiyor. Bunu kabul et ve saygı duy!

Dinle Beyaz Adam,

Senin kuramadığın etik-politik çerçeveyi Kürt, yanı başındaki Ezidi, Alevi, Filistinli, ez cümle tüm gadre uğrayanlar için çiziyor ve mücadelesini veriyor.“Ben neysem, öbürü de odur. Ben ne hakka sahip isem, öteki de o hakka sahiptir” diyerek senin asla erişemediğin mertebeye erişiyor.

Dinle Beyaz Adam,

Kürt ile kurduğun ilişki, otantik bir entite veya oy pusulasında sana destek veren bir sayım tesellüm sonucu olarak değildir. Onla kurduğun ilişkiyi, eşit ve adil ilkeler etrafında kurmanın zamanı geldi, geçiyor bile.

Dinle Beyaz Adam,

Senin imtiyazlı olduğun zamanlar bitti. Bunu kabullen ve Kürt’le, Alevi’yle, kadınlarla, ezcümle tüm ezilenlerle eşit olmaya çalış!