Türkiye, 126 yıllık parlamento tarihinin en ağır, en sancılı ve vesayet odaklarının toplumu en çok hırpaladığı sayfasını nihayet hukukun ve meşru siyasetin zemininde kapatmak adına tarihsel bir eşiği aştı.
Türkiye demokrasi tarihinin ve toplumsal mücadeleler hafızasının kaydettiği iki büyük oylama var. Biri, 550 sandalyeli Meclis’te 400 oyla kabul edilen ve vesayetçi laisizm anlayışına karşı toplumsal barış ile özgürlükler lehine hamle sayılan başörtüsü yasağının kaldırılmasıydı. O gün oy oranı %78,28’di. Bugünü ve geleceği şekillendiren 592 sandalyeli Meclis ise, 126 yıllık tarihinin en yüksek politik mutabakat rekoruna tanıklık etti. Çerçeve yasa için kullanılan 563 oyun 467’si kabul yönünde kullanıldı. Yani parlamentarizmin ve toplumsal iradenin %82,95’lik ezici çoğunluğu, bu ülkenin rejim düzeyindeki en çetrefilli, en acılı meselesinin çözümünde atılan ilk adıma “evet” dedi.
Bu rakam, 126 yıllık Meclis tarihinin en yüksek kabul oranı olarak kayıtlara geçti. Önce başörtüsü yasağının maziye gömülmesi, ardından bu çerçeve yasa tarihin taşıdığı diyalektik mesajlar olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin sistem tarafından tarihsel olarak mülksüzleştirilen, ötelenen iki temel toplumsal dinamiği (Müslümanlar ve Kürtler) ile ilgili kritik düzenlemelerin yüksek bir meşruiyetle yasallaşması, çözümsüzlüğü bir hegomoni aracı haline getiren müesses nizam zihniyetine verilmiş en sert ve en demokratik cevaptır.
Çerçeve yasa kapsamında ortaya çıkan bu rekoru doğru okumak, süreci konjonktürel bir siyasi hamle değil, yapısal bir dönüşüm olarak anlamak için hafızayı tazelemek şart. Kürt sorununun çözümü bağlamında Meclis gündemine gelen ya da muhtelif dönemlerde çıkarılan en az 11 kanun teklifi veya yasal düzenleme oldu. Ancak hepsinin ortak bir güvenlikçi paradigması vardı: Çözümü eşit ve özgür yurttaşlıkta değil, devletin asimilasyonist ve güvenlikçi politikaları ile koşulsuz teslimiyette aramak, sorunun tarihsel ve sosyo-politik kaynağını anlamak yerine tasfiyeyi ve bastırmayı merkeze koymak. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren, özellikle 1924 Anayasası’nın getirdiği katı ulus-devlet konseptiyle birlikte Kürtler adeta hukukun, yurttaşlığın ve siyasal alanın dışına itildi. Mesele hep "savaş ve direniş" ikilemi arasında, istisna rejimlerinin ve darağaçlarının gölgesinde hapsedilmeye çalışıldı.
İlk kez bugün, bu güvenlikçi paradigma çöktü.
İlk kez bir yasa teklifi, konsept politikalarının zırhını soyunup kendi tarihsel ve siyasal hakikatiyle Meclis kürsüsüne indi. Mesele ilk kez askeri bürokrasinin ve güvenlik konseptlerinin ipoteğinden çıkıp, müzakere masasında demokratik bir uzlaşı arayışına dönüştü. Dün yapılan oylamayla yüz yıllık mesele, çatışmanın ve inkârın gölgesinden çıkarılıp demokratik siyasetin kurucu zeminine taşınacağı ilk mührü eline aldı.
Bu tarihi oylamada şüphesiz en dokunaklı ve politik olarak en taşıyıcı an, ardılı olduğu siyasi gelenek de dahil olmak üzere ilk kez kabul edilen kanun teklifine imza veren ve teklif sahibi sıfatıyla kürsüye çıkan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın sözleriydi. Bakırhan'ın Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikâyesi adlı ölümsüz eserine yaptığı atıf, aslında bu coğrafyadaki egemenlik çatışmalarına ve toplumsal barış arayışına dair en berrak politik özetti.
Savaşlardan, kırımlardan, ağır yıkım ve sürgünlerden arta kalan yorgun insanların, etrafı fırtınalı denizlerle çevrili bir adada inatla yeni bir hayat kurma iradesini hatırlatan Bakırhan, o politik ve insani duruşu şu cümleyle günümüze taşıdı:
"Çok içten ifade etmek isterim ki, bizim adamız Türkiye’dir. O halde bu hayatı birlikte iyileştirmekten başka gerçekçi ve demokratik yolumuz yoktur."
Evet, bu ülke ve bu coğrafyanın halkları güvenlikçi siyasetlerin elinde çok yoruldu. Her barış umudunun ardından devlet aklının ürettiği bagajlar sebebiyle beliren "Yine mi kandırılacağız?" kaygıları ve rejim tarafından bir korku aparatı olarak kullanılan "Bölünecek miyiz?" söylemleri toplumsal dokuyu örseledi. Oysa emperyalist müdahalelerle sınırların kanla çizildiği, etrafımızın adeta bir yangın yerine döndüğü bu sert jeopolitikte, barış artık soyut bir "lüks" değil, bölgesel fırtınalara karşı en güçlü, yegâne toplumsal ve siyasal hayat sigortasıdır.
Meclis'ten rekor oyla geçen bu çerçeve yasa, statükonun kaybettiği, 86 milyonun demokratik ortak geleceğini inşa ettiği bir zemin yaratmıştır. Elbette bu, henüz mimarisi tamamlanmamış, kurumsal güvenceleri henüz oturtulmamış bir inşaattır. Harcın içinde eksik unsurlar olabilir, kıvamı bugünden yarına tüm tarihsel tahribatları ortadan kaldırmaya yetmeyebilir. Ancak akıldan çıkarılmamalıdır ki, vesayet odaklarının provokasyon rüzgarlarına direnecek devasa politik yapılar bir günde ortaya çıkmaz. O yapı, sabırla, inançla ve kararlı bir politik iradeyle yükselir.
Oylamadaki %83'lük rekor oran, toplumun ve siyasetin bu kadim sorunu çözmeye, yeni bir toplumsal sözleşme yazmaya ne kadar hazır olduğunun göstergesidir. Ancak hiçbir aktörün bu tablo karşısında rehavete kapılma lüksü yoktur. Zira bu yasa nihai bir varış noktası değil, yeni bir siyasal mücadelenin ilk adımıdır. Bundan sonrası, eşit, adil ve özgür bir toplumu birlikte yaratma seferberliğidir. Bu çerçeve yasanın ruhunu ete kemiğe büründürecek olan, radikal bir demokratikleşme programının hayata geçirilmesidir.
Tam da bu noktada, toplumsal muhalefete, sivil topluma, sendikalara, sol-sosyalist hareketlere ve barışa inanan her bir yurttaşa tarihsel bir sorumluluk düşmektedir. Gündelik popülist siyasi çekişmeleri bir kenara bırakıp, bu demokratikleşme dalgasını büyütecek, düzen siyasetinin tıkanabileceği dar geçitlerde süreci omuzlayacak bir "ortak mücadele hattı" örülmelidir. Özellikle ana muhalefet, kendi kapsayıcı demokratikleşme projesini ve Kürt meselesine dair çözüm yol haritasını somutlaştırarak süreçte pasif bir gözlemci değil, kurucu ve sürükleyici bir aktör olmak zorundadır.
Bizim adamız Türkiye'dir.
Ve bu adayı yaşanılır, adil ve özgür kılmak, o harca bir tuğla da bizim koymamızla, politik sorumluluk almamızla mümkün olacaktır. Tarih, fırtınaya ve muktedirlerin direncine rağmen o adada yeni ve eşit bir yaşamı inşa etmeyi başaranları yazacak.
Bu yazıya henüz onaylanmış yorum eklenmedi.